Bunu anı anına bir blog yazısı olması için bekledim açıkçası.. Şuan Malatya kalkışlı Istanbul aktarmalı Ankara uçuşum için sırada bekliyorum.. Heyecan fazlasıyla var zira geleceğimin %75'i buna bağlı.
Oraya vardığımda ne yapacağıma dair hiçbir fikrim olmamakla beraber bu durumun beni daha da tedirgin olmaya sürüklediği aşikar..
Derken suan Istanbuldayim hala heyecanliyim. Bugunum surekli havada geçecekmiş gibi bir his var içimde. Henüz uykusuz ve hala açım.. Giyindiğim ciddi kıyafetlerim, elimde çantam ve Abdulrezak ( kendisi yastığım olur) hadi Ankara'ya.. Bu arada şuan yazmış olayım Havalimanında bir kalem isteme muhabbeti ile başlayan iyi bir dost edindim sanırım kendisi Sayın Balet Aykut Levent Bey..
Sonunda Ankaradayım.. Henüz iyi hissediyorum. Malatya da Havaş ile havalimanı - Merkez seferlerini Ankarada BelkoAir firması üstleniyor. Levent Beyle beraber biniyoruz kendisi kısa bir etrafı tanıtıyor geçtiğimiz yerlerden. Kızılay'da indik sonunda kendisi WaT ( Work and Travel) programı için danışmanlık aldığım Arma Danışmanlığa bırakana kadar yanımdan ayrılmıyor. Böylesi iyi insanlarla sizin de karşılaşmanız dileğim ile..yolunuzun üstü doldurmanızı bekleyen güzel anılar ve arkadaşlıklarla dolu..
Sürekli telefonda konuştuğum hatta bazen kendisine sinirlenip arkasından sövdüğüm Tuncay Bey sonunda karşımdaydı. Kendisini daha yaşlı bekliyordum dürüst olmak gerekirse.. Ve daha tipsiz.. Neyse sjdhd Konsolosluğa telefon, çanta vb. Eşyalar sokulmuyor bundandır eşyalarımı danışmanlıkta bırakıp, tüm gerekli evraklarımı da alıp topuklu ayakkabıma kuvvet Amerikan BüyükElçiliğinin yolunu tutuyorum. Ne de uzakmış. Şimdi hazır oturuyorken az önceki aşamaları da anlatayım. Dışarda randevu saatine göre bir kuyruk var ben 2 randevusundaki sıraya girdim bu günün son randevu saati olmakla beraber yavaş yavaş içeri alındık üstlerimiz arandı üst aramasındam sonra pasaportlarımız geri verildi ve içerideki kuyrukta sıra numarası almayı bekledik..
Numarayı alındıktan sonra durum şöyle ki bir kare salonun içindesiniz arkanızda banka veznesi gibi teker teker bloklar ; önünüzde ise numaranızın yanmasını beklediğiniz bir elektronik dikdörtgen bir ne diyorsanız artık ( türkçem yetmediği için özür dilerim efendim..)
İlk numaranız yandığında parmak iziniz alınıyor ve yerinize oturuyorsunuz, ikinci yandığında ise artık görüşmeye çağrılıyorsunuz demektir. Dediğim gibi banka veznesi olduğundan ve aynı salon içerisinde herşey gerçekleştiğinden dolayı kim ne diyor, ne soruluyor, nasıl bir ortak var görüyorsunuz..
Ben mi? Fark ettiğim şey hala aksan, anlama ve konuşma akıcılığı yönünden bunca insanın eksik olması.. İyiyim ama hala korkuyorum.. Ve vizem onaylaanddııııı 😇😇. Şuan dünyanın en sakin ve tepkisiz insanı olabilir.. O kadar uçuş, havalimanı, yürüyüş ve dahasının olması aslında beni bu sakinliğe iten belki de yorgunluğa.. O kadar hızlı yaşandı ki 5 dakika da aldım vizeyi, siz düşünün..
Neler soruldu?
Sanırım en kısasının benim ki olmasıyla beraber en az soru da bana sorulup, verdiğim kanun gibi uzun cevaplarla tatmin etmiş olmaları. Hayır bir de kadınla normal sohbet havası varmış gibi rahat tavırlarım sanki az önce korku, heyecan, gerilim, aksiyon, dram gibi duygu karmaşasını yaşayan ben değilmişim gibi.
Neden Amerika'ya gitmek istediğim? Ve
Nerede okuduğum? Soruldu yalnızca bir de prosedür gereği herkese haklarının okunulup okunulmadığı soruluyor. Sizde okuduğunuzu herhangi bir sorun durumunda 911 arayacağınızı söylüyorsunuz. Tabi benim 911 demem Bolt'un 100 metre koşusundan bile epeyce hızlı oldu ahahahha
Şuan yoldayım, danışmanlığa gidiyorum, Ankara çok sakin geldi bana sessiz, sakin, enerjisi düşük, sokağında hayat olmayan bir yer. Bakın Merkezden yazıyorum bunları.. Kenar köşe mahallelerden değil!..
Eşyalarımı aldım ve geç kalmamak için erkenden havalimanının yolunu tutuyorum. Buradan tekrar İstanbul ve oradan da Malatya'ya. Çok yorgunum o kadar yorgunum ki topuklumu çıkartmış elimdeki herşeyi yere bırakmış koltuğun üstünde uzanmış dinleniyorum. Hala aç ve uykusuzum.. Istanbul.. Evim.. Veda etmek de zor neyse artık Malatya'ya gitme vakti. Saat akşam 11'e geliyor. Şuana kadar ancak 4 uçuşta toplam ne kadar uyuyabildiysem. Beyan'dan eşyalarımı alıp taksiyle yurda geçiyorum ve günüm böyle bitiyor.. Amerikan vizesi alacak tüm arkadaşlar bol şans diliyorum.. Herşey gönlünüzce olsun, ben de uykuya kaçayım, Abdulrezak beni bekler.. Hoşçakalınnnn :))))
İzleyiciler
20 Mayıs 2017 Cumartesi
10 Mayıs 2017 Çarşamba
Hoşgeldin Malatya ve Dertleri..
Sonuçlar açıklanıyor ve İnönü Üniversitesini gördükten sonra hemen etraftan Malatya ile ilgili bilgi toplamaya çalışıyorum derken kendimi ablamla bindiğim uçakta buluyoruz.. Pilotumuz ineceğimizi anons ediyor ama şöyle ki dağdan başka birşey yok ortada hahha.
Ablam ve ben nereye inecek diye merak ederken gerçektende inişimizi yapıp bavul ama kısmına geçiyoruz daha önce İstanbul dışında Diyarbakır havalimanında da bulunduğum için sanırım beklentilerim biraz yüksekti ama misafir umduğunu değil bulduğunu yedi. Havalimanının küçük oluşu, yukardan sadece dağların gözükmesi havalimanından üniversiteye kadar gidip sadece toplamda 10-15 insan görünce ablamın sonu gelmeyen şakalarına maruz kalmıştım. Şöyle ki kendisi fazlasıyla da haklıydı... Şayet tüm arkadaşlarıma mesaj atıp" bu şehirde resmen insan yaşamıyor "," burada insan yoh " gibi birçok söylemde bulunmuştum.
Üniversite kaydımı yaptırıyor ve evime geri dönüyorum taaa ki bu sefer yurt sonuçları açıklanıp kazanmadığımı öğrenene kadar.. Tabi bu sefer annemle uçağa atlıyor ve uçaktan indiğimiz gibi Hazar kız yurdunda alıyoruz soluğu. Taksiciler tarafından bir güzel de kazıklanıyoruz tabi ajsh..
Hanımefendinin dediğine göre kyk yeni iki yurt alıyor ve onlardan birinde aylık kalabileceğimiz için kendileriyle yapacağımız anlaşmadan zararlı çıkacağımızı öğreniyoruz. Sonraki durak üniversite.. Valide Hanım görmek istiyor sonuçta. Malatyanın gururu Trambüs kartımız olmadığı için ona binemeyip Beyaz otobüslere biniyoruz. Parayı klasik bir şekilde şöfor'e uzatınca " paraları muavine vereceksiniz, ben alsam arabayı kim kullanacak" gibi bir tepkiyle karşılaşıyor ve iyice soğuyorum belki de lanet ediyorum geldiğime..
Derken üniversiteden yanlışlıkla memur arabasına biniyoruz sorun kimsenin " yav siz görevli değilsiniz" dememeleri. Velhasıl bir yerde iniyoruz, güzel bir de yer ama çook sakin insan desen belki 5 kişi.. En fazla!!..
Oradan sora sora kyk binasını buluyor, bu olayı soruyor, onlar da onaylayıp yeri tarif edince an önce tam da adres sormak için girdiğimiz Sultanlar Sarayı Yurduna geliyor ve Kaydımı yapıyoruz. Beyefendi merkezi haritada gösterirken o indiğimiz güzel yerin Merkez olduğunu söylüyor ve ani tepkimle karşılaşıp " Tabi burası İstanbul kadar büyük değil" diyerek de kendince lafını da çakıyor..
Bu bölümde hayatımın kabus dolu günleri başlıyor çünkü kyk tadilatı yüzünden yurt boşaltımı, yıllıkların basını çağırıp kyk'yı protestoları sonucu iki defa üst üste kendimi tüm eşyalarımı toplarken buluyorum ( son olayda kyk yurdu almaktan vazgeçip herkes ortada kalıyor tabi..) Son olayda dedem geliyor ve önceki akşamında mail attığım henüz 1 kere dersine girdiğim bölüm başkanımın yanına gidiyoruz ve sağolsun kırmayıp bizi ağırlıyor. Bu arada Sultanlar gibi bir tabiri caiz ise bok çukurundan tanıdığım ve hala irtibatta olduğum canlar canı arkadaşım Gurbet ile tanışıyoruz. Kendisiyle şuanda da aynı yurtta kalıyor sadece aynı odayı paylaşmıyoruz maalesef.
1 haftalık da olsa kalabileceğim, kampüs içinde yer alan, uygun bir otele yerleşiyorum. Bölüm Başkanımız Mustafa Bey'in yardımıyla tekrardan başka bir bölüm hocamız olan Ferit Bey üst sı ıflardan yurt çıkana kadar ( yedeklerdeydim) yanında kalabileceğim üst sınıflardan bir kız olduğunu söyledi. Adının Beyan ( ki ilk Beyhan zannetmiştim) olduğunu söyleyip numarasını vermişti. Arayıp konuşalım diyecektim ama başka bir konu olan Malatya da ne şebekenin ne de bundan kaynaklı olan internetin doğru düzgün çekmemesiydi derken en mantıklısının orada durup, kızın gelmesini beklemek olduğunu düşündüm. Gelen o idi, Beyan.. Kendisi ile ilk tanışmamız böyle olmuştu adeta olaylar zinciri öyle bir sarıldı ki sanki tanrı onunla karşılaşmam için tüm kozlarını ortaya koymuştu ahhahah
Kendisi ile 3 hafta kadar aynı evde, aynı odayı paylaştık derken bana yurt çıkıp taşınmak zorunda kaldım. Aynı dağınıklılıkta soluk almaya alıştığım, aynı huylarımızın olduğu insandan ayrılıyordum (neyse ki şu yazıyı yayınlayacağım dolaylarda kesin yine yanımda olacak kendileri :))
Malatya insanı biraz sizi kimliğe sokmak ister yani burda merhaba dedikten sonra ilk yaptıkları şey nereli olduğunuzu öğrenmektir. Kafada şu vardı " bu insana bir etiket yapıştırıp ona göre muamele edeyim.." Hala bile alışamıyorum.. Alışmak istemiyorum belki de..
Evet küçük bir şehir Merkez ve Üniversite dışında pek sosyal alanı yok tabi gezmelik alanlar var ama bu da kısıtlı.. Sonuç olarak şuanda dağın başında bir binanı hücre gibi bir odasındayım. Hapishane mahkumlarından tek farkım bu hücreden istediğim zaman çıkıp, girebilmem ( tabi bu da biraz kısıtlı bir konu...)
Yani Malatya ile hala imtihandayım ve bu imtihanımı hep sürdüreceğime inanıyorum. Mal mısın Malatyalı mısın sorusuna gözüm kapalı da olsa açık da olsa Mal olmayı tercih ederim diyorum. Yıldızımız hiç barışmayacak kendileriyle ama temel olarak güzel bir şehir ve yaşamaya değil, gezmeye gelinir; Malatya'ya. Etkinlikleri kısıtlı olsa da çevrenizi genişlerip yapılabilecekler listesine çokca madde ekleyebilirsiniz. Bu seferlik benden bu kadar sonraki yazıda görüşmek üzere, hoşçakalııınnnn :))))
Ablam ve ben nereye inecek diye merak ederken gerçektende inişimizi yapıp bavul ama kısmına geçiyoruz daha önce İstanbul dışında Diyarbakır havalimanında da bulunduğum için sanırım beklentilerim biraz yüksekti ama misafir umduğunu değil bulduğunu yedi. Havalimanının küçük oluşu, yukardan sadece dağların gözükmesi havalimanından üniversiteye kadar gidip sadece toplamda 10-15 insan görünce ablamın sonu gelmeyen şakalarına maruz kalmıştım. Şöyle ki kendisi fazlasıyla da haklıydı... Şayet tüm arkadaşlarıma mesaj atıp" bu şehirde resmen insan yaşamıyor "," burada insan yoh " gibi birçok söylemde bulunmuştum.
Üniversite kaydımı yaptırıyor ve evime geri dönüyorum taaa ki bu sefer yurt sonuçları açıklanıp kazanmadığımı öğrenene kadar.. Tabi bu sefer annemle uçağa atlıyor ve uçaktan indiğimiz gibi Hazar kız yurdunda alıyoruz soluğu. Taksiciler tarafından bir güzel de kazıklanıyoruz tabi ajsh..
Hanımefendinin dediğine göre kyk yeni iki yurt alıyor ve onlardan birinde aylık kalabileceğimiz için kendileriyle yapacağımız anlaşmadan zararlı çıkacağımızı öğreniyoruz. Sonraki durak üniversite.. Valide Hanım görmek istiyor sonuçta. Malatyanın gururu Trambüs kartımız olmadığı için ona binemeyip Beyaz otobüslere biniyoruz. Parayı klasik bir şekilde şöfor'e uzatınca " paraları muavine vereceksiniz, ben alsam arabayı kim kullanacak" gibi bir tepkiyle karşılaşıyor ve iyice soğuyorum belki de lanet ediyorum geldiğime..
Derken üniversiteden yanlışlıkla memur arabasına biniyoruz sorun kimsenin " yav siz görevli değilsiniz" dememeleri. Velhasıl bir yerde iniyoruz, güzel bir de yer ama çook sakin insan desen belki 5 kişi.. En fazla!!..
Oradan sora sora kyk binasını buluyor, bu olayı soruyor, onlar da onaylayıp yeri tarif edince an önce tam da adres sormak için girdiğimiz Sultanlar Sarayı Yurduna geliyor ve Kaydımı yapıyoruz. Beyefendi merkezi haritada gösterirken o indiğimiz güzel yerin Merkez olduğunu söylüyor ve ani tepkimle karşılaşıp " Tabi burası İstanbul kadar büyük değil" diyerek de kendince lafını da çakıyor..
Bu bölümde hayatımın kabus dolu günleri başlıyor çünkü kyk tadilatı yüzünden yurt boşaltımı, yıllıkların basını çağırıp kyk'yı protestoları sonucu iki defa üst üste kendimi tüm eşyalarımı toplarken buluyorum ( son olayda kyk yurdu almaktan vazgeçip herkes ortada kalıyor tabi..) Son olayda dedem geliyor ve önceki akşamında mail attığım henüz 1 kere dersine girdiğim bölüm başkanımın yanına gidiyoruz ve sağolsun kırmayıp bizi ağırlıyor. Bu arada Sultanlar gibi bir tabiri caiz ise bok çukurundan tanıdığım ve hala irtibatta olduğum canlar canı arkadaşım Gurbet ile tanışıyoruz. Kendisiyle şuanda da aynı yurtta kalıyor sadece aynı odayı paylaşmıyoruz maalesef.
1 haftalık da olsa kalabileceğim, kampüs içinde yer alan, uygun bir otele yerleşiyorum. Bölüm Başkanımız Mustafa Bey'in yardımıyla tekrardan başka bir bölüm hocamız olan Ferit Bey üst sı ıflardan yurt çıkana kadar ( yedeklerdeydim) yanında kalabileceğim üst sınıflardan bir kız olduğunu söyledi. Adının Beyan ( ki ilk Beyhan zannetmiştim) olduğunu söyleyip numarasını vermişti. Arayıp konuşalım diyecektim ama başka bir konu olan Malatya da ne şebekenin ne de bundan kaynaklı olan internetin doğru düzgün çekmemesiydi derken en mantıklısının orada durup, kızın gelmesini beklemek olduğunu düşündüm. Gelen o idi, Beyan.. Kendisi ile ilk tanışmamız böyle olmuştu adeta olaylar zinciri öyle bir sarıldı ki sanki tanrı onunla karşılaşmam için tüm kozlarını ortaya koymuştu ahhahah
Kendisi ile 3 hafta kadar aynı evde, aynı odayı paylaştık derken bana yurt çıkıp taşınmak zorunda kaldım. Aynı dağınıklılıkta soluk almaya alıştığım, aynı huylarımızın olduğu insandan ayrılıyordum (neyse ki şu yazıyı yayınlayacağım dolaylarda kesin yine yanımda olacak kendileri :))
Malatya insanı biraz sizi kimliğe sokmak ister yani burda merhaba dedikten sonra ilk yaptıkları şey nereli olduğunuzu öğrenmektir. Kafada şu vardı " bu insana bir etiket yapıştırıp ona göre muamele edeyim.." Hala bile alışamıyorum.. Alışmak istemiyorum belki de..
Evet küçük bir şehir Merkez ve Üniversite dışında pek sosyal alanı yok tabi gezmelik alanlar var ama bu da kısıtlı.. Sonuç olarak şuanda dağın başında bir binanı hücre gibi bir odasındayım. Hapishane mahkumlarından tek farkım bu hücreden istediğim zaman çıkıp, girebilmem ( tabi bu da biraz kısıtlı bir konu...)
Yani Malatya ile hala imtihandayım ve bu imtihanımı hep sürdüreceğime inanıyorum. Mal mısın Malatyalı mısın sorusuna gözüm kapalı da olsa açık da olsa Mal olmayı tercih ederim diyorum. Yıldızımız hiç barışmayacak kendileriyle ama temel olarak güzel bir şehir ve yaşamaya değil, gezmeye gelinir; Malatya'ya. Etkinlikleri kısıtlı olsa da çevrenizi genişlerip yapılabilecekler listesine çokca madde ekleyebilirsiniz. Bu seferlik benden bu kadar sonraki yazıda görüşmek üzere, hoşçakalııınnnn :))))
2 Mayıs 2017 Salı
Bir Heybeliada Macerası
Kararımı verip her zamankinden farklı olarak Heybeliada'ya gitmeye karar verdim. Oturduğum yer olan Kartal'dan 40 dakika. Önce Büyükada yolcularını indiriyor ve vapurda az kişi kalıyoruz. Yanımda ki bir grup emekli öğretmen arkadaş başka bir amcaya yol tarifi soruyordu, onlar vapurun alt kısmına geçince fırsattan istifade Adalı olduğunu öğrendiğim bu amcaya gezmeye geldiğimi ve hangi yerleri önerebileceğini sordum.
O an en beklemediğim tepki gelmişti. Tek olmam ve gezmek istememden mütevellit kendisi indikten sonra sahaların tarafında beklersem motorla gelip beni gezdirebileceğini soyledi. Şaşırmıştım dlfkj. Şaşkınlığım ve içimdeki korku yine de kabul etmeme engel olamadı.. Ama hüzün vardı zira motorun aküsü bittiğinden hayaller suya düşmüştü.
Tabana kuvvet diyip yürüyoruz tabi.. - Heybeliadada vapurdan indiğiniz gibi saha tarafından gidince karşınıza değirmenburnu tabiat parkı çıkıyor ki sizden 5 lira alıyorlar giriş ücreti olarak. İçeriden bisiklet kiraladığınız taktirde girişte sorun yaşamıyorsunuz. İçerden aldığınızı ise plakalarından anlıyorlar tabi ki.. -
Velhasıl ben içeri girmiyorum ( giremiyorum çünkü tabanlarıma güvenip yanıma para almıyorum ) gittiğim yolu geri gelirken o da neeeee??? Kaya Amcamız ( sonradan tanışıp öğreniyoruz isimleri ve numaraları değiş tokuş yapıyoruz ) almış E-trecycle'ı geliyor bana doğru.. Aman Allahım diyorum ahahhah. Sonrasında biniyorum ve biraz önce kapısından geri döndüğüm tabiat parkından girip tüm adayı etraflıca gezdiriliyorum. Kaya Amca önemli gördüğü yerlerde durup oraları anlatarak fotoğrafımı çekiyor sonra kaldığımız yerden devam ediyorduk....
Hayatımın en güzel dakikalarından biriydi. Korku ve hazzın bir arada oluşu ayrı bir olaydı. Sahil tarafı sonbahar dolayları ne kadar boş olsa da yazın tıklım tıklım. Ve Menderes'in idam edildiği adaya bile bir bakış atıyorsunuz Heybeliden.
Büyükadadan daha sakin ve samimi ama tabi daha da küçük.. Büyükada da 80 lira olan Fayton burada 60 oluyor ama binmemeyi tercih etmenizi isterim. Bisiklet kiralamak daha makul ve daha sonradan trafik canavarı olarak tabelayı yine sonradan fark etmiş olup iskele tarafındaki sahil kenarında bisiklet sürmenin yasak olduğunu öğrendim.. Ben işte ajshd
Ne mi oldu en son muhtarlığın önünde indik ve Kaya Amca da bana motoru bırakıp eşlik etti.. Sahil kenarında dizilmiş kafelerden birine sokup bana ada tostu ve ada çayı da ısmarlıyor amcamız.. Ve numarasını verip bir daha gelirsem cekinmeden arayabileceğimi söylüyor ki gerçekten daha sonra gidip kendisini aradım. 5 kişi ücretsiz istediğimiz saat aralıklarında 5 bisiklet aldık.. Yani Adalı bir Kaya Amca demek fiyaka demekti benim için. Nasıl güvendiğim ya da nasıl boğazıma tıkanmadan o tostu yiyip çayı yudumladığım düşünülür ama yola olan inancımı arttıran insanlardan birisi oldu.. Seviliyorsun Kaya Amca.. Ve bir anıyla karışık bilgilendirme yazısının daha sonuna geldik. Bir daha ki yazıda görüşmek üzere.. Hoşçakalın :))))
O an en beklemediğim tepki gelmişti. Tek olmam ve gezmek istememden mütevellit kendisi indikten sonra sahaların tarafında beklersem motorla gelip beni gezdirebileceğini soyledi. Şaşırmıştım dlfkj. Şaşkınlığım ve içimdeki korku yine de kabul etmeme engel olamadı.. Ama hüzün vardı zira motorun aküsü bittiğinden hayaller suya düşmüştü.
Tabana kuvvet diyip yürüyoruz tabi.. - Heybeliadada vapurdan indiğiniz gibi saha tarafından gidince karşınıza değirmenburnu tabiat parkı çıkıyor ki sizden 5 lira alıyorlar giriş ücreti olarak. İçeriden bisiklet kiraladığınız taktirde girişte sorun yaşamıyorsunuz. İçerden aldığınızı ise plakalarından anlıyorlar tabi ki.. -
Velhasıl ben içeri girmiyorum ( giremiyorum çünkü tabanlarıma güvenip yanıma para almıyorum ) gittiğim yolu geri gelirken o da neeeee??? Kaya Amcamız ( sonradan tanışıp öğreniyoruz isimleri ve numaraları değiş tokuş yapıyoruz ) almış E-trecycle'ı geliyor bana doğru.. Aman Allahım diyorum ahahhah. Sonrasında biniyorum ve biraz önce kapısından geri döndüğüm tabiat parkından girip tüm adayı etraflıca gezdiriliyorum. Kaya Amca önemli gördüğü yerlerde durup oraları anlatarak fotoğrafımı çekiyor sonra kaldığımız yerden devam ediyorduk....
Hayatımın en güzel dakikalarından biriydi. Korku ve hazzın bir arada oluşu ayrı bir olaydı. Sahil tarafı sonbahar dolayları ne kadar boş olsa da yazın tıklım tıklım. Ve Menderes'in idam edildiği adaya bile bir bakış atıyorsunuz Heybeliden.
Büyükadadan daha sakin ve samimi ama tabi daha da küçük.. Büyükada da 80 lira olan Fayton burada 60 oluyor ama binmemeyi tercih etmenizi isterim. Bisiklet kiralamak daha makul ve daha sonradan trafik canavarı olarak tabelayı yine sonradan fark etmiş olup iskele tarafındaki sahil kenarında bisiklet sürmenin yasak olduğunu öğrendim.. Ben işte ajshd
Ne mi oldu en son muhtarlığın önünde indik ve Kaya Amca da bana motoru bırakıp eşlik etti.. Sahil kenarında dizilmiş kafelerden birine sokup bana ada tostu ve ada çayı da ısmarlıyor amcamız.. Ve numarasını verip bir daha gelirsem cekinmeden arayabileceğimi söylüyor ki gerçekten daha sonra gidip kendisini aradım. 5 kişi ücretsiz istediğimiz saat aralıklarında 5 bisiklet aldık.. Yani Adalı bir Kaya Amca demek fiyaka demekti benim için. Nasıl güvendiğim ya da nasıl boğazıma tıkanmadan o tostu yiyip çayı yudumladığım düşünülür ama yola olan inancımı arttıran insanlardan birisi oldu.. Seviliyorsun Kaya Amca.. Ve bir anıyla karışık bilgilendirme yazısının daha sonuna geldik. Bir daha ki yazıda görüşmek üzere.. Hoşçakalın :))))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Demolition Confirmed.
What happened while I was happy to be back and suddenly disappear again? Probably something massive since I was so lovely jubbly... Let...
-
Here I come with something very different and kinda been asked to write about since I've got a lot of questions about my Norway journ...
-
Holllaaaaaaa mi amigos .... Bu yazımda şöyle farklı bir giriş yapayım dedim. Şubat'ın bu kadar çabuk biteceğini hesaba katma...
-
What happened while I was happy to be back and suddenly disappear again? Probably something massive since I was so lovely jubbly... Let...




